Başlamaktan Korkuyorum: Herkes Gibi

korku

Başlamak için gereken her şey elimde ve başlamaktan korkuyorum. Bunun normal olduğunu bilmesem bunca sıkmazdı canımı. İnsan bilmediğinden korkar. Öğrendiği andaysa ihtimaller katlanır. Gözü keserse başını hafifçe yana yatırıp çenesini dikleştirir, kesmezse kuytu arar. Başta sadece bilinmezlikten korkarken geri dönüşü olmayan farkındalık -bir kitabı ilk kez okumanın, bir şarkıyı ilk kez dinlemenin hazzını Alzheimer olana dek kaybetmiş olmanın ayırdına varmak gibi- zangır zangır titretir. Kendi sınırlarında başaramamaktan korkarken rakiplerden oluşan bir dağ dikiliverir zihninin monarşik meydanına. Tam da aynaya bakarak yarattığın dev heykelinin karşısına. Telaşa kapılıp taburlarını karşılarına dizmek için ne bekliyorsun? Haydisene, kabzalarını omuzlarına dayadılar bile…

Sakinleş. Sakinleşmeliyim. Tüm telkinlerim hala karşımda biri varmış gibi dökülüyor. Oysa korktuğumun ayırdındayken kendime telkinlerde bulunamıyorum. Zihin sarayımda olup biten elimde değilmiş gibi hissettikçe kasvetim artıyor. Burnundan çek, dudaklarından ver. Daha yavaş. Var olmasa da metafiziksel varlığı bana bağlı olan bir düşten korkmam kadar acınası ne olabilir? Toprağı olduğum ağaçların köklerini boynumu doladığını sanmak kadar.

i cant

 Jeff Goins, daha yeni tanıştığım pragmatik ve sürdürülebilir olmanın ilkelerini kendince ortaya koyup kısa zamanda büyük bir kitle kazanan bir yazar. Bunu nasıl yaptığını uzun uzun anlattığı The Art of Work adında bir kitabı da var. İlkeler olunca mesele sadık kalamıyorum. Kendimi biliyorum, -herkes kadar kendini bilip inkar edilmeyen kısımlar kadar. Bir ilkeler kitabesinin zar zor yarattığı etkileşimi, özü açıklayan kısa idealler içeren paragrafların kat kat hızlı ve yerinde yarattığını inanıyorum. İnançların da tartışmaya açık olmadığına inanıyorum. Bu sonsuz döngüye kendimi sokmazsam o bir paragraflık idealim, kuzeye yol alan göçmen kuşlar gibi baharı göremeden yere çakılacak. Acı olan kanatlarının gücü tükendiği anda, gönlünün çoktan kokuşmuş oluşu.

Jeff bahsettiğim ilkelere, öneri diyor elbette. Sidik-idrar ilişkisi bana kalırsa. Suratıma tokat gibi çarpan kısmı öneri değil, yargılama. Jeff gittiği bir konferanstan çıkmak üzereyken sahneye gelen konuşmacının birkaç cümlesine kulak misafiri olmuş.

“Konferansa başlamadan önce sizlere hayalinizin ne olduğunu sormuştuk. ‘Bilmiyorum’ deme seçeneğini de elbette. Çoğunuz bir fikriniz olmadığını söylediniz. Dostlar, gerçek şu ki: hepiniz hayalinizin ne olduğunu biliyorsunuz. Yalnızca itiraf etmekten korkuyorsunuz.”

Bunları duyunca Jeff not defterine çekingenlik ve heyecanla “yazar” yazdığını ve her şeyin o andan itibaren değiştiğini söylüyor. En önemli noktasının ise kendine yazar diyebilme cüretkarlığı değil, hayal etmeyi bırakıp yazmaya başlamak olduğunu iletiyor. Haklılığı başımı döndürdü, donuklaştırdı. “Daha ne kadar haklı olabilir?” diye düşünmekten alamadım kendimi.

Zihnimde dönen tilkileri, kurduğum dünyaları, olmayışlarını sevdiğim varlıkları paylaşmak için bekleyecek neyim var, kendimi nihayet aşmışken?

Bunları da okuyabilirsiniz:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir