İnsan #1

İnsan yakınıp duruyor. İşler yorucu, haklar sözde, sokaklar kalabalık, doymak zor, hayat pahalı, insanlar vicdansız, hava kirli, ruhlar bulanık. Tunç devrinin sapağını döner dönmez gelinen hal, kafalarını pencerelerinden uzatır uzatmaz karşılacaklarından farksız. O kadar da geriye gitmeli. Bir çakmak taşı kıvılcımının başında toplanılan ilk güne gitmeli. İlk kıvılcımı yaratanla izleyenler arasında oluşan sistematik, insanlığı korkunun eşiğine savurdu. Öyle de hızlı savurdu bana kalırdı. Ateşten mi, çakmak taşını sürtenden mi korktuğunu hiçbir zaman anlayamayıp titreyerek korktu. İnsan, deneme-yanılmalarla yaşadığı sürecin sonunda ileri demokrasilerin Dünya’sında(!) içsel vahşetiyle baş başa kaldı. Beşyüzbin yıl önceki ilk ateşten bugüne gelindiğinde korkunun yerinde başka bir faktör bulunsa, “düşündüğü üstüne düşünebilen insan” olmak anlamsız kalır, “düşündüğü üstüne düşünüp düşündüğünü anlayabilen insan” baş tacı olurdu. İnsanlık insanlığın baş tacı olurdu, taç için birbirinin etini çiğnemek yerine.

Bahsini açmak istediğim tüm kast, vahşet, gelişme, umudun sonrasına vardığına inandırılırken hepsini aynı anda yaşamaya mahkum olan insanlık. Bugünün ve muhtemelen yarının insanlığı. Öyle günler ki yaşadıklarımız, bir kişinin attığı adımın kaldırdığı toz bulutu insanlığı buhrana sürükleyebilecek güçte. Belki bu bile düzenin bağırsaklarımızda gezinen sindirim artıklarından biri. Yada biz düzenin bağırsaklarındaki artıklarız. Bazılarıysa parazit olabilmiş o güzelim, yemyeşil otlaklarında sindirilenler diyarının.

insan olmak

Bu diyarda ikilemlerimi sahiplendiğimden beri, korkutucu taraflarını yitirmeye başladılar. “Biz mi bir şeyin içindeyiz, tüm bir şeyler mi bizim içimizde?” bilmek için yeterince bilenmesem de, -böyle bok püsür çağrışımlarım da şiirden bozma avuntular hep- bir bileni bulup ona sorma arzum hiç eksilmeyecek. En çok kendime sorup en az kendimi dinliyorum, sizin gibi. Sizli bizli olmaktan mütevellit etmiyorum bu beylik lafları, ey davul zurna ahalisi. Kapı gıcırtısı yeter bana da mesela oynamak olsa; işkillenmeye de. İkilemleriniz de benim çünkü kendimi ayrı tutamıyorum yoksunluklarınızdan. Ha köçek ha zeybek bana. Benimkileriyse sırtınıza yük edemem.

Neler neler var anlatmak istediğim. Topak topak birikip zifiri karanlıklarda taşlaşıp kalışlar mı dersiniz, tıkanıp gelen akıma yenik düşüp çatlayan damarlar mı? Sindirdiklerimiz tarafından sindirilmek meselesi var bir de, en canımı sıkan.

Bunları da okuyabilirsiniz:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir