Dil Sonsuzdur

Doğduk, ektik, biçtik, topladık, yaşadık, yedik, içtik, koştuk, savaştık, öldük… Yüzyıllar geçti. Her doğanla birlikte döngü başa döndü. Tüm bunlar olup biterken dönüp dönüp “Neden?” diye sorduk. Cevaplar bulduk. Doğayı bulduk elimizin altında, başımızın üstünde. Eştik durduk toprağı, dibini aradık. Kaldırıp başımızı baktıkça baktık bir başka dipsizliğe. Ekmeğimizi verip başımızı okşayan anayla baba gibi. Sanki hayal kırıklığımız onlarmış gibi, dipsizlikleriyle doldurduk aklımızı. Aklı selimlerimizden birkaçı çıkıp “Tanrı” dedi bu dipsizliğe, hem içimiz hem dışımız olan. Sonunu bulamadıkça sonsuz dedik, sonra birkaçı kanıtladı içimizdeki bitimsizlik hissinin doğruluğu. İçimiz rahatladı. Dahasını sorduk: neyle yaşarız, nasıl yaşamalıyız, niçin yaşıyoruz? 

Cevaplar elbette ki bizi içimizdeki sonsuzluğa doğru, kendimizi bilmenin güzelliğiyle bir adım daha ileri götürür. Bense en başa dönmek istiyorum. İlk kelimelerimize, ses tellerimizin titreşimlerini ahenge döken dilimize damağımıza nerden işlendiğine, ilk kelimeyle başlayıp sonsuza giden bu aracın günden güne her şeyimiz oluşuna.

Dillerin Kökeni

İlk ne sorduğumuzdan çok ilk ne söylediğimizi merak ediyorum. Belki o da bir soruydu. Dilin nerden geldiği ilahi kaynak, yansıma, jest-mimik, ünlem, müzik gibi birçok kuramla ayrı ayrı açıklanıyor. İlahi kaynağın söylemi adından anlaşılıyor, Ünlem Kuramı tiz ve bas böğürtüler getiriyor akla, Müzik Kuramı daha tınısal. E şıkkı, hepsi belki de cevap. Descartes dilin insanı hayvandan ayıran yegane etken olduğunu söylüyor, Darwin evrimle bağdaştırıp geniş bir zamanda oluştuğunu söylüyor. F. M. Müller dilin hiçbir hayvanın aşamayacağı bir sınır olduğunu söyleyip Darwin’in teorisini “Hav Hav Teorisi” deyip yerdiğindeyse Paris Dilbilim Topluluğu, dillerin kökeni tartışmasını spekülasyona açık ve sonuca bağlanamayacağı için verimsiz bularak yasaklıyor. 100 yıl sonra konuya tekrar girişen Chomsky ve Skinner yine evrim paranteziyle aynı sularda yüzüyorlar. Arkalarından gelenler de taraf seçip deneylere girişiyorlar. Nörobilimciler tarafından 1990’larda bulunan ayna nöronlar taklit, jest-mimik, karşısındakinin duygu ve eylemlerini taklitle ilgili netlik getirdi. Dahası için de yol gösterici olacağı düşünülüyor.

Biraz vahşi dursa da, bilim için yapıldığı addedilen ancak -kıyası es geçecek bir laf etmeden geçemeyeceğim, afedersiniz- benim gözümde atomdan yaptıkları oyuncaklarını deneyen küçük insanlar ile kıyaslanamayacak bir aktarımı var Heredot‘un. Mısır firavunu I. Psamtik,  yeni doğan iki bebeği alıp bir çobanın yanına veriyor. Çobanın yapması gereken çocuklarla hiç konuşmayıp kimseyi konuşturmamak ve sonrasını ilk söyledikleri kelimeyi aktarmak. Deneyde çocuklardan birinin ağzından ilk çıkan kelime de Frigce ekmek anlamına gelen “bekos” oluyor. Hal böyle olunca Frig dilinin insanlığın ilk dili olduğu kanısına varırlar. Elde edileni sorgulamalarını beklediğimden değil de ilk söyledikleri kelimenin ekmek olması düşüncesinin içimi ısıtan bir tarafı var. Görünüşümüz, aklımız, duruşumuz, zevklerimiz ne kadar değişse de derdimiz hep aynı kalmış.

Not: Dil kelimesinin kökeni Farsça’dan gelmektedir ve anlamı yürektir.

Bunları da okuyabilirsiniz:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir