Fotoğraflara Hikayeler


“Evsiz gibiydik yıllardır, onun bunun evinde, kartlarla hareket eden asansörlerden geçip gecelik yuvalar yaratmaya çabalıyorduk kendimize yıllarca. Aşağı yukarı herkes benzer yollardan geçiyor da kendi yıllarından ötesi kimin umrunda? Nihayet burdayız, her şeyiyle bizim olan yerde.” dedim hüznün üstüne binen bir hevesle. Bin bir emek ve özlemle kurduğumuz evimizin oturma odasındaki ilk sabahımızda. Geceden pek bir şey hatırlamıyorduk ikimiz de. İnsanların mutluluk sarhoşluğu dediği dakikalardı işte, bizse hep birlikte sarhoştuk. Birdirbir oynarken “Dokuzum durak!” deyip yalı kazığı gibi dikilen göt verenler gibi binbir bokluk dikilip durmuştu yıllarca önümüzde. Karşında profilden dikilmiş birinin üstünden atlamak gibi zor değildi hiçbiri, zor bile değildi. Ağzımıza sıçtı ağzımıza. Sonra her şeyimizden arttırıp ömür gibi gelen yıllar boyu sabrettik. Sekiz metrekare yatak odası, yirmi metrekare oturma odası, yedi metrekare -uzunlamasına- balkonuyla bir eve baş başa sokulduk; günü gecesi öğleni akşamıyla, aşkı doruğu huzuru sükunetiyle.

Duvar daha ilk eve bakmaya gittiğimizde dikkatimizi çekmişti. Önce neden böyle kabartılı ve pürüzlü olduğunu sorguladık. Hepsini kazıyıp dümdüz etmeyi düşündük. O konuşmadan sonra sanki anlaşmış gibi bir daha lafını bile açmadık. Öyle derin bir sebebi yok bunun; bazı şeyleri olduğu haliyle, bilmediğimiz hikayesiyle sevmek lazım.

Pastel yastıkların arasında yüzüstü uzanmış,  yarı yarıya kaybolmuş halde uzanıyordu. “Burdayız işte! Başardık işte! Benim yüzümden gözlerin buğulanmıycak artık, sana söz dediğim günden bugüne geldik kerkeneez!” dedi, küçücük ayak parmaklarıyla tişörtümü çekiştirirken. Attığım kahkaha öyle içtendi ki, haykırarak değil sarsılarak güldüm. Alt alta üst üste ne kadar debelendik bilmiyorum bu lafının üstüne. En son nefes nefese, karın ağrısı ve sulu gözlerle birbirimizin gözlerinde kendimizi izliyorduk yine.

Bazı hikayelerinse önü arkası olmaz.

Leave a Reply