En Yaygın 5 Davranış Hatası

Neyin daha dikkate değer, daha elzem olduğunu günden güne öğreniyorum. Bunu yaparken izlediğimi yollar birbirinden ayrılmakla kalmayıp kavşaklarda çakışmaya başlıyor. Kimisi yaparak öğrenir, kimisi yalnızca gözlemleyerek. Hangisinin fazlasını öğrendiği şu noktada beni ilgilendirmiyor. Aradaki farkla ilgili şu an gerekli tek çıkarımım gözlemci pragmatik yaklaşırken deneyimleyen empirist yaklaşıyor olması. Zaman zaman her iki tarafta da bulunuyorum, herkes gibi.
Diğer taraftan istikametler davranış hatası sebebi olamaz kolay kolay. Farklı yollar izlerken önemli nokta sonuçsa, doğru çıkarımı sağlayacak olan ortak bir sonuçta buluşmak mıdır, süreçteki deneyim/yaşantının paralelliği midir? Aynı olamayacağı ortadayken uçarı bir örnek olarak; şelaleden aşağı atlayanın deneyimi esnasındaki duygusal iniş çıkışlar mı fazladır, yoksa izleyeninkiler mi? Korku, heyecan, endişe seviyeleri farklı da olsa aynı anlarda, yaklaşık oranlarda değişim göstereceklerdir. Çünkü anın içinde bulunan iki bireyin de mental deneyim alanları aynı duygularda kesişecektir. O noktada ıslanıp ıslanmamak bir ayrıntı olmaktan öte gidemez.

Her davranışımda zaman zaman gözden kaçırdığım birçok nokta var. Tüm bu gözlem-deneyim süreçlerinde motivasyonumu en çok düşüren kısım, tartışmasız, sonuçlar hakkında düşünerek başlamak. Sanıyorum ki sizin için de sonuç buna yakındır. Sonucun ne olacağını bırakın, henüz hiçbir şey olmamışken en iyi ve en kötü senaryolardan sonra ne yapacağımı düşünmeye başlıyorum. Sonuçlar hakkında akıl yorup olasılıkların her birini en baştan kaçınılmaz, korkutucu, kahredici halleriyle karşıma dikiyorum. Başkaları yaptığında hayallerim baltalanmış hissedip ben de elime bir balta alıveriyorum.

Tüm bunların arasında derinine inmek istediğim kendime veya başkalarına karşı olan davranışlarımın asıl sebepleri. Ivan Pavlov, her konuda düşünülebilecek biçimde, derinlerdeki sebeplere olan merak ve önemle ilgili şunu demiş, çok da güzel demiş:

Gerçekleri kaydeden biri haline gelme, köklerindeki gizeme nüfuz etmeyi dene. – Ivan Pavlov

Pavlov deyince hemen hemen herkesin aklına ilk köpeği gelir, ikinci olarak köpeğini şartlı reflekslendirmesiyle ilerleyen deneyleri. Hayatın her günü ve her anında şartlanmış tepkiler vermemiz açısından, bu köpekten pek farkımız da yok. Tüm bunların üstesinden nasıl gelinebileceğini bilmiyorum, biliyorum diyen biri varsa bana da öğretsin lütfen. Çünkü anlamlı tepkiler verene dek katettiğim yolların sonunda, hiç karşılaşmadığım bir ikinci durum belirince fener görmüş tavşana dönüyorum. Bunu ne kadar deneyimlesem de her seferinde put gibi kalıyorum. Kaçamadığım anların adı üzerinde, cesur kalmak dışında yapılacak pek bir şey yok. Diğer taraftan kendi davranış hatalarımdan kaynaklanan anlardan, süreçlerden kurtulmak mümkün. Kendimi bilmeye çalışıyorum. Bu esnada da en çok yaptığım davranış hatalarımın kısa bir listesini çıkarayım dedim, sıralama önemsiz.

Etkenlik Korkusu

Her şey benim dışımda gelişiyormuş gibi, yapamadığım her şeye olmadı diye bakmaktan bahsediyorum. Herkes durup düşünmeden söyleyip geçtiği cümlelerde edilgenleşiyor. Çünkü omuzlardan sorumluluğu, hatayı fırlatıp atmanın en kolay yolu. Aynı anda birçok işe hevesle girişiyordum. Elbette hiçbirine gereken vakti ayıramayıp arada kalmış hissediyordum. Yorgun düşüyordum sonunda da. Önce suçlu hissettim her seferinde. Sonra kendime beyaz yalanlar söylemeye başladım. Buraya kadar bir şey yok, mesele inanmış olmam. “Yapamadım” diyemedikçe “Olmadı, yapılmadı, yaptırmadılar, yapılamazdı…” türevinden boktan çıkış kapılarını zorladım. “Açamayınca” ne demeye başladığımı tahmin edebilirsin, “Açılmıyor, kilitlemişler, kilitlenmiş, sıkışmış.”

Beni sarsıp kendime getiren ikinci kısmıysa insanlarda gördüm. Başkaları tarafından ne sorulursa sorulsun, bilme çabasını içine giriyorlardı. Buna şahit olmaya devam ediyorum, hep de edeceğim büyük ihtimalle. Kimse “Bilmiyorum” demiyor, en fazla “Bilemedim” deyip sanki hayatında ilk kez bir şeye cevap veremiyormuş gibi asalak modlarına giriyor. Türevlerini de sıralayayım, netleşsin durum: sanırım şöyle, böyle duymuştum, biliyordum ben bunu. Bir bok bilmiyorsun işte arkadaşım, bilmiyorum deyiver. Bilmiyorum ve yapamadım dedikçe korkulacak değil, kucak açılacak sonuçlarla karşılaştım. Socrates bilmiyorum demiş de bilgeliği mi eksilmiş? Asıl bilgelik hiçbir şey bilmediğini bilip öğrenmeye devam etmek.

Değişmezlik İnancı

“Yedisinde neyse, yetmişinde de odur.” Kim demiş? Her gün, tüm insanlar gibi yeni zorluklarla mücadele ediyorum, ordan oraya koşturuyorum, hayatla ilgili daha fazlasını öğrenmek için azmediyorum. Herkes günden güne değişmek için yaşıyor. Ekonomik, sosyo-kültürel alanlarda atmak için çabaladığım her adım, tanıştığım her insan, içinde bulunduğum her ortam değişimin bir parçası. İyi veya kötü olarak ayırmadan her insandan ve her yaşanandan arta kalan tek şey içimde bulduğum değişim oluyor. Pek inanmazdım insanların değişebildiğine, görmeden inanmam türünde bir saplantıyla. Günden güne değişen, gelişen halimi görüyorum. Birkaç yıl önceki adam değilim. Birkaç yıl sonra da şu an olduğum adam olmayacağım. Olabileceğimin en iyisi olmak istiyorum: sevgili, dost, abi, evlat, arkadaş olarak. Hep şimdi olduğundan daha iyi olmalı insan.

Seçme Belirsizliği

Marka ve kalite arasında bir denge olmadığını herkes biliyor, görünüm ve kişilik arasında hiçbir bağ olmayışı gibi. Benim için seçme belirsizliği bir şey almakta değil, vermekte ortaya çıkan bir problemdi. İstediğimi düşündüklerimi yapmanın doğruluğuna inandıkça, kendimi değersiz bir adanmışlığın yolunda buldum. Bilemediklerimi yönlendirmelerle kabullenmek daha kolay geldi. Sonrasında doğan problemlerle baş ederken elbette tek başıma kaldım. Burdaki seçim hangi yönde olmalı: anı kolaylaştıran, basitçe sunulanı seçmek yönünde mi, seçim ne olursa olsun kötü sonuçların ardından yanımda isteyeceğim desteğin bulunduğu yönde mi? İnsanlardan gelen öneri, zorlama, iyi niyet, diretme tepkilerinin bilincine varmak lazım önce. Yönümü bunun farkında olup yapmaya başladıktan sonra kazanacaklarımın tatmininden öte, kaybedebileceklerimi düşünmeye başladım. Midyat’a pirince gitmek iyi hoş, eldeki bulgurdan da olmamalı demiyorum. Yalnızca pirinç bu kadar önemli mi, bundan emin olun diyorum.

Kararsızlık noktasında ihtimallerden korkmak yerine, seçenekler arasından en çok istediğinin hangisi olduğunu düşündükten sonra gerçekleşebilecek ihtimaller arasından en tiksinç olanı da bilmek lazım ki seçimin sonuçları hiçbir zaman pişmanlık olmasın. Hayat bu, her şey olur. Önemli olan her şeyin arasından kendin için en önemlisini çekip çıkartabilmek. Kendin dediğimde sevdiklerinin hisleri ve düşünceleri de otomatikman içinde yer alıyor elbette.

Belirli bir şeyi yapmak isteyen bir kimse, böyle yapmakla yararlı saydığı bir sonuca ulaşacağına kendini inandırır; o arzusu olmasaydı böyle bir inanç için bir neden olmayacağını bilse bile. – Bertrand Russell

Sıcak Su Etkisi

Hayatımın her aşamasında yakamı silkip kurtulmak istediğim birçok insan, anı ve bunların akabinde pişmanlık, yorgunluk oldu. Zaman aldı her biri, baş edemediğim olmadı nihayetinde, zor veya kolay. Öyle bir anda olmuyor. Bunu yaparkenki hatamsa, gerçekten kurtulmak istediklerimi temizlemeye başladığımda, kendimden parçalardan da vazgeçmek oldu. Bir lekeyi çıkarmak için sıcak suyla yumuşatıp ovuşturmak güzel bir çözüm. Konu insanlar ve hisler olduğunda benzer bir yaklaşım yaralayıcı. Bu bahsettiğim kendinizde artık istemediğiniz bir tavır, davranış bile olabilir.  Onları yaralamak, sindirmek önemsiz bu noktada oysa. Nasılsa siktir olup gitsinler istiyorum. Atlanmaması gereken nokta leke sandıklarımı temizlerken kendimden, aslında birer değer olan parçalarımı da kanalizasyona gönderiyor olmamdaydı.  Daha yumuşak, daha yapıcı bir yıkım gerekli.

Sabahı Düşünürken Geceyi Harcamak

Yatağa girdikten sonra saatlerce dönüp durduğum yüzlerce gece olmuştur. Aralarından asla unutamayacaklarımın sayısıysa bir elin parmaklarını geçmez. Tüm o sanrılarla dolu gecelerin sabahındaki bitkinlik yapmak istediklerimle aramda bir engel olmaktan başka bir şeye yaramadı. Başarmak istediklerimi başarmam için bazen hiçbir şeyin yeterli olamayabileceği öğretildi. Size de öylesi öğretildi, çünkü başarısızlıklarına bir kılıfa ihtiyaçları vardı. Bir erdeme sahip olmayan tek bir kişiyse ayıplanır çünkü, tüm toplumsa normalleşir. Ayaklarım götüme vura vura kaçtığım bir çok öğretiden biri olarak, sabah olacakları düşünmeyip sabah olsun istediklerim için geceleri çalışmaya başladım. Önce mutluluğun değil, önce sabahın peşinde koşmalı. İstediğin sabaha vardığında mutlu olacaksan, her sabahı istediğin sabahmış gibi beklemeye devam etmeli.

Mutluluk saydığımız şeylerin, sıradan isteklerin peşinde koşarken yaşam bize neler kaybettirmiyordu ki! – Anton Çehov

One thought on “En Yaygın 5 Davranış Hatası

Bir Cevap Yazın